GEÇİNEMİYORUZ! Yoksulluğa Karşı Mücadelede Birleşiyoruz!
Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu 30 Kasım tarihinde gerçekleştireceği bütçe mitinginin duyurusunu Ankara’da düzenlediği basın toplantısıyla kamuoyuna duyurdu. Açıklamada kamu emekçileri ve halkın ezici çoğunluğunun her geçen gün daha fazla işsizliğe, yoksulluğa, güvencesizliğe itildiği karanlık bir tablo ile karşı karşıya olunduğu ve bunun çözümünün birleşik mücadeleden geçtiği vurgulandı. KESK ve İş Kolu MYK üyelerinin de katıldığı toplantıda, basın açıklamasını KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak okudu.
Basın açıklamasının tam metni aşağıdadır.
Değerli Basın Emekçileri,
Türkiye’de toplumun ezici çoğunluğunun her geçen gün daha fazla işsizliğe, yoksulluğa, güvencesizliğe itildiği karanlık bir tablo ile karşı karşıyayız.
Aslında bu tablo birdenbire ortaya çıkan bir tablo değildir. Ülkemiz yıllardır Küresel neoliberal politikalara “Yapısal Uyum” adı altında sermayenin yağmasına açılmıştır. Adım adım borçlanmaya, dış finansmana, ranta, spekülasyona, betonlaşmaya dayalı bir ekonomik model yaratılmıştır. İktidarlar eliyle hayata geçirilen kalkınma programlarıyla, orta vadeli programlarla, bütçelerle, sözde reform ve dönüşüm programlarıyla tüm emekçilerin kazanılmış hakları tek tek ortadan kaldırılmıştır.
Faiz-kur eksenine sıkıştırılan ekonomi modelleri ile yıllardır emekçilerin, dar gelirli yurttaşların omuzlarına yıkılan yük daha da katmerli hale getirilmiştir.
Bilindiği üzere 2019 Haziran’ından 2023 Mayıs seçimlerine kadar olan dört yıl boyunca bir ekonomik model uygulanmıştır. Düşük merkez bankası politika faizi, yüksek kura dayalı modelin sözcülüğünü “Nasın gereği” diyerek bizzat Cumhurbaşkanı üstlenmiştir.
Model uygulanmaya başlar başlamaz TL döviz karşısında değer yitirmeye başlamıştır. Dolayısıyla cari açık tırmanışa geçmiş, enflasyon artmaya başlamıştır. Tablo gittikçe vahim hale gelmiştir. Öyle ki 2019 Ekim itibari ile %8,55 olan yıllık enflasyon 3 yıl içinde 10 kat artarak 2022 Ekim itibari ile %85,51’e yükselmiştir. Aynı dönemde 5 lira 80 kuruş olan 1 Dolar 3,2 kat artarak 18 Lira 60 kuruşa tırmanmıştır.
Buna rağmen söz konusu modelden vazgeçmemiştir.
Hatırlanacağı üzere dönemin Hazine ve Maliye Bakanı iktidarın bu modelden neden vazgeçmediğini şu sözlerle itiraf etmiştir. “Bu sistemden dar gelirliler hariç üretici firmalar, ihracatçılar kâr ediyorlar. Çarklar dönüyor”
Evet, modelin özeti tam da budur. Değersizleşen TL üzerinden ihracat yapan ihracatçılar, düşük faizli kredi, vergi muafiyeti ve teşviklerle beslenen patronlar karlarını katlamıştır.
Yüksek enflasyonun yoksuldan alınıp zengine aktarılan bir vergiye dönüştürüldüğü, TL’nin döviz karşısında pula döndüğü koşullarda emekçilerin, halkın ise kayıpları artmıştır. Büyüme oranları kağıt üzerinde kalmış, emeğin milli gelirden aldığı pay gittikçe düşmüştür.
Öte yandan Merkez Bankası rezervleri hızla erimiş, cari açık devasa boyutlara ulaşmıştır. Kısacası seçime kadar taşıma suyla döndürülmeye çalışılan değirmen dönemez hale gelmiş, borçlanılarak ayakta tutulan model kasanın boşalması ile çıkmaza girmiştir.
Buna rağmen iktidar model değişikliği planını seçim sonrasına bırakmıştır. Gittikçe artan tepkiyi dindirmek için 2023 seçimlerini fırsata çevirmiştir. Seçimi kazanmak için yıllardır bizzat kendisinin yarattığı bazı mağduriyetlere ilişkin kısmi adımlar atmaya başlamıştır.
Bu kapsamda EYT konusunda kısmi adımlar atılmış, çalışanların ücretlerinde TÜİK rakamlarının üç beş puan üzerinde artışlar yapılmış, buna da “refah payı” denmiştir. Mülakatın kaldırılması, tüm kamu emekçilerine 3600 ek gösterge başta olmak üzere çeşitli vaatler verilmiştir. İktidar tüm bu adımları seçim yatırımı haline getirilmiştir.
Değerli Basın Emekçileri,
Plan tutmuş, iktidar seçimleri kazanmıştır. Dolayısıyla verilen sözler unutulmuş, seçimi kazanmak için kaşıkla verilenleri kepçe ile geri almak için düğmeye basılmıştır.
İlk adımda KDV oranları, BSMV oranları ve harçlar fahiş miktarda artırılmıştır.
Ardından “Mili Dayanışma Paketi” ile kamu emekçilerine ‘ilave seyyanen ödenek’ adı altında taban aylığa yansıtılmayan dolayısıyla emekli maaşlarını düşüren bir maaş rejimi getirilmiştir.
Tüm yükü vergilerle halka, emekçilere yıkılan bir ek bütçe çıkarılmış. 1,1 Trilyon TL tutarındaki ek bütçenin 483 milyar TL’si depremle mücadele için ayrılmıştır. Ancak geriye kalan 637 milyar TL “hizmet alım giderleri, yolluk giderleri, faiz giderleri” gibi depremle ilgisi olmayan ödenekler olarak bakanlıklara ve kurumlara aktarılmıştır.
Ayrıca, Kamu Görevlileri Hakem Kurulu kararı ile kamu emekçilerine ve emeklilere hedeflenen resmi enflasyonun bile altında kalan maaş artışı dayatılmıştır.
Ekonomi yönetimi değiştirilmiş, seçimlerden hemen 1 ay sonra merkez bankası politika faizinin arttırılmasına geçilmiştir. Böylece Cumhurbaşkanının ”Bu kardeşiniz bu görevde olduğu sürece, faiz her geçen gün, her geçen hafta, her geçen ay inmeye devam edecektir” sözleri unutulmuş, Nas söylemi rafa kaldırılmıştır.
İktidar ‘yeni’, ‘rasyonel’ gibi kavramlarla cilaladığı ekonomik modeli çare gibi sunmuştur.
KESK olarak daha ilk günlerde söz konusu modelin sadece sermaye kesimde bir önceki model gibi sermayenin, patronların çıkarlarını temel alan bir model olduğuna dikkat çekmiştik. Modelin temel ayakları olan 12. Kalkınma Planı, Orta Vadeli Program ve 2024 Bütçesi ile alın teri ile yaşam mücadelesi veren tüm kesimlere bir “Bermuda Şeytan Üçgeni Tuzağı” kurulduğunun altını çizmiştik. Dolayısıyla tüm emekçi kesimler ve dar gelirli yurttaşların çok zor bir sürece girdiğini vurgulamıştık.
Aradan geçen bir yılı aşkın zamanda yaşananlar bizi haklı çıkarmıştır.
Her şeyden önce yoksulluk tüm toplumu sarmıştır.
İktidar takla attırılan TÜİK verilerine dayanarak “Enflasyonda düşüş trendi sürüyor!” demektedir. Oysa takla attırılan TÜİK verilerine göre bile enflasyon düşmemiş, sadece baz etkisi ile artış hızı yavaşlamıştır.
Kaldı ki Türkiye %49,38’lik TÜİK enflasyon oranı ile bile OECD ülkeleri içinde hala açık ara öndedir. OECD yıllık enflasyon ortalaması %5 civarındadır. Türkiye’de sadece bir ayda yaşanan enflasyon OECD üyesi pek çok ülkenin yıllık enflasyon oranın iki, üç katı civarındadır.
Öte yandan takla attırılan TÜİK rakamlarına rağmen konut enflasyonu %97,87’ye, eğitim enflasyonu %93,59’a ulaşmıştır.
Alım gücü gittikçe düşen milyonların yoksulluğu derinleşmeye devam etmektedir.
- Bağımsız ekonomistler tarafından kurulan Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) rakamlarına göre Eylül ayı itibari ile yıllık enflasyon %88,63 artmıştır.
- Ev kiralarının ülkenin en ücra kasabasında dahi 10 bin TL’yi, metropol illerde ise ortalama 20 bin TL’yi çoktan aşmıştır.
- Bağlı sendikamız Büro Emekçileri Sendikası (BES) araştırma birimi BES-AR Ağustos 2024 verilerine göre 4 kişilik bir kamu emekçisi ailesinin açlık sınırı 27.270 TL’ye, yoksulluk sınırı 73.650 TL’ye, bekâr bir çalışanın yaşam maliyeti ise 32.120 TL’ye ulaşmıştır.
- İki kişiden biri 17 bin TL’lik asgari ücretle yani açlık sınırının altında ücretle çalışmaktadır.
- Her 4 emekliden 1’nin kök maaşı bugün en düşük maaş olan 12 bin 500 TL’nin altında kalmakta ancak hazine yardımı ile 12 bin 500 TL’ye tamamlanmaktadır.
- Kamu emekçileri olarak bizlerin maaşı, 14.500 TL tutarındaki emekliliğe yansıtılmayan ilave seyyanen ödenek dâhil, ortalama 37 bin TL ile yoksulluk sınırının yarısında kalmıştır.
- 17 milyon 114 bin 912 kişi yardımlarla ayakta durmaktadır.
- 3 milyon 687 bin 498 kişi elektrik desteği almaktadır.
- Bir buçuk milyon haneye yakacak desteği verilmektedir.
- TÜİK tarafından 10 Eylül’de açıklanan verilere göre dar tanımlı işsizlik oranı %8,8’dir. Türkiye bu oranla OCED ülkeleri içinde dördüncü sıradadır.
- DİSK-AR çalışmasına göre geniş tanımlı işsizlik %26,5 iken geniş tanımlı kadın işsizliği ise %35,7’ye ulaşmıştır. Geniş tanımlı işsiz sayısı son bir yılda 1 Milyon 977 bin kişi artmıştır.
- Geniş tanımlı işsizlik AB ülkeleri ortalamasının 2 katına, ABD’nin 3,4 katına ulaşmıştır.
- Her 3 çalışandan 1’i kayıt dışıdır.
- “Kamuda işçi olmak için özel sektörde 3 yıl işçilik yapmış olma şartı konulsun.”
- “İŞKUR önerdiği 3 işi kabul etmeyen kişi kamuda göreve alınmasın.”
- Sadece kıdem tazminatı değil, işsizlik sigortası, işe iade tazminatı, sendikal tazminat da kaldırılsın.
- İşçi istediği zaman işten çıkıp başka bir işe giremesin.
- Haftada bir gün okula gitmeye, dört gün ise iş yerlerinde net asgari ücretin üçte biri karşılığında çalıştırmaya dayalı Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) sistemine daha fazla ağırlık verilsin. Diyorlar.